Sıkça Sorulan Sorular
Bu sayfamızda bioenerjiye dair aradığınız cevapları bulabilirsiniz.
Bioenerji: Her canlıda mevcut olan ve canlının yaşamsal faaliyetlerini sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesi için gerekli yaşam enerjisidir.
Bilimsel bir kelime olan Bioenerji, evrende tüm canlılarda bulunur ve Türkçedeki kelime anlamı “yaşam enerjisi”dir. Dünyanın çeşitli ülkelerinde “prana”, “chi”, “evrensel enerji” şeklinde de adlandırılır. Bioenerji kozmik bir enerjidir ve bilimsel bir konudur. İnsanlarda ve canlılarda bulunan bu yaşam enerjisi (Bioenerji) günümüzde özel termal kameralar ve Kirlian fotoğrafçılığı (elektrografik fotoğrafçılık) ile çekilebilmekte ve görüntülenmektedir.
İlk insan Hz. Adem’in yaratımıyla başlayan ve tüm insanlık tarihinde devam etmekte olan bir ilim’dir. Eski yoga felsefesinde ve Çin tıbbında bioenerjinin önemi büyüktür. M.Ö.1000 yıllarında makro-kozmos (evren) ve mikro-kozmos’un (insan, organizma), ilke olarak, tek bir şemaya göre yaratıldığına ilişkin düşünceler vardır.
Bu sistemin ana hatlarını 5 temel unsur oluşturmaktadır. Bu unsurlar Ateş, Su, Toprak, Ağaç ve metaldir. Bu sisteme göre, bunlar olmadan yaşam mümkün olmaz. Makro ve mikro-kozmosun aktif faaliyetleri sonucu iki güç ortaya çıkmaktadır. Bu güçlerden biri erkek güç ‘YANG’ ve diğeri dişi güç ‘YİN’dir.
Kainatın kozmik enerjisi olan bioenerji, daha sonraki yıllarda ortaya konulan manyetizma kurallarıyla bazı Avrupa ülkelerindeki doktorların ilgisini çekmiştir. Onlar da bu uygulamayı kendi branşlarına entegre etmişlerdir.
Bioenerji modern tıbbı yok ya da önemsiz sayan çağdışı bir yöntem değil, destekleyen çağdaş bir alternatif tedavi çabasıdır.
Biyoenerji dünyanın bir çok ülkesinde tıbbi literatüre girmiş ve hastalara hizmet olarak sunulmaya başlamıştır. Bu ülkeler arasında Japonya, Rusya, İngiltere, Azerbaycan ve Batı Avrupa ülkeleri bulunmaktadır. Ayrıca Biyoenerji “ Dünya Sağlık Örgütü (WHO) “ tarafından 1976 yılında tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak kabul etmiştir.
Hepimiz teknolojiyi severiz. İsteyerek veya istemsiz olarak iç içe geçmişiz. İnsanlar olarak teknolojiyi üreten ve geliştiren bizleriz. Bu gelişmeler bir yandan hayatımızı güzelleştiriyor ve kolaylaştırıyor. Diğer yandan; stres, yorgunluk, halsizlik, gerginlik ve anksiyete gibi problemler teknolojinin gelişimine paralel bir şekilde artış göstermektedir. Bu sorunlara; yetersiz ve dengesiz beslenme ekleniyor. Alkol, sigara gibi zararlı alışkanlıkların, uykusuzluk, hareketsizlik gibi sorunların da eklenmesi sinir sistemimizi neredeyse çökme aşamasına getiriyor. Tüm bu olumsuz faktörler, vücudun enerji dengesini de etkileyerek kişinin yaşam kalitesini düşürüyor. Bioenerji yaklaşımı; vücudun iç dinamiklerini harekete geçirerek iç dengeyi sağlamakta, kişilerin sağlığına kavuşmasına yardımcı olmaktadır.
İnsanda anatomik olarak 7 temel sistem vardır.
- Hormonal sistem,
- Sinir sistemi,
- Hareket sistemi,
- Solunum sistemi,
- Dolaşım sistemi,
- Sindirim sistemi,
- Boşaltım sistemi,
Anatomik olarak mevcut olan bu sistemlerin, tam ve doğru olarak çalışabilmesi, için bir enerjiye ihtiyaç duyarlar,
Kişinin enerjisinin zayıflığı, bu sistemlerin birinde veya bir kaçında aksamalara neden olur.
Bu nedenle kişinin enerji seviyesi, enerjetik kararlılığı sağlığını ve doğal olarak yaşam kalitesini etkiler. Bioenerji bedenin enerji akışını düzenlediğinden bağışıklık sistemini güçlendirip, sağlığı korumaya yardım eder.
Ayrıca kişinin psikolojik yapısının düzenlenmesine ve duygusal akışın dengelenmesine yardım eder.
- Stresli zamanlarımızda bizi rahatlatır ve sakinleştirir.
- Korku duygusunu yenmemize yardım eder.
- Kafamız karışık olduğunda düşüncelerimizin netleşmesine yardımcı olur.
- Ağrı ve acılarımızı azaltır.
- Düşüncelerimizi doğru noktaya yönlendirmemize yardım eder.
- Var olan hastalıklarımızın Şifa bulmasına yardımcı olur .
- Vücudu toksinlerden arındırır ve zehirli maddelerin atımını sağlar.
- Kronik hastalıkların yavaş yavaş ortadan kalkmasına destek olur.
- Duygusal blokajları çözer ve duygusal sorunlarımızı çözmemize yardım eder.
- Sezgisel yeteneklerimizi ve farkındalığımızı artırır.
- Vücudumuzdaki yaraların daha kolay geçmesini sağlar.
- Kötü alışkanlıklarımızdan ve bize zarar veren tutumlarımızdan vazgeçmemize yardım eder.
- İnsanlarla ilişkilerimizde daha sakin ve daha yapıcı olmamıza yardım eder.
- Sanatsal üretkenliğimizi artırır ve ilham almamızı kolaylaştırır.
- Kin , nefret , öfke , gibi zarar verici duygulardan sıyrılmamıza yardım eder.
- Bilinçaltımızdan kaynaklanan sorunların tedavisine yardım eder.
- Kendimiz için daha doğru ve iyi olanı bulmamıza yardım eder.
- Enerji vererek dinç kalmayı sağlar ve yaşlanma etkilerini azaltır.
- Cinsel sorunların çözülmesinde yardımcı olur.
- Psikolojik rahatsızlıklarda , fobilerde ve depresyonda olumlu sonuçlar verir.
- Sevgi ve ilgi duygularımızı artırır ve duygusal ilişkilerinize olumlu katkı sağlar.
- Uykusuzluk, bitkinlik ve isteksizlik gibi sorunların çözülmesine yardım eder.
Fiziksel,psikolojik ve zihinsel sorunların çözümlenmesine yardım etmesi ve diğer pozitif etkileri hem iş yaşamında hem duygusal yaşamımızda hem de sosyal ilişkilerimizde destekleyerek çok daha mutlu bir insan olmamıza yardım edecektir.
- Bizler doğal varlıklarız. Doğada yaşamak üzere programlanıp yaratıldık. Doğamıza uygun olmayan yaşam tarzı en önemli sebeptir.
- Sentetik giysiler, eşyalar
- Elektro manyetik araçlar
- Topraktan uzak olmak
- Hava kirliliği
- Dedikodu ortamları
- Gıybet edilen ortamlar
- İnanç eksikliği, her neye inanırsak inanalım, inandığımız gibi yaşamak durumundayız. Buna aykırı bir yaşam enerjiyi çeker alır
- Hormonlu ve genetiği değişmiş yiyecekler
- Çok durgun veya çok hareketli yaşam
- Ani şok ve üzüntüler
- Çevresel faktörler (yaşam alanımızın konumu ve çevremizdekiler)
- Stres
- Korku, kaygı gibi olumsuz duygu ve düşünceler.
- Sürekli hasta olan insanlarla birlikte olmak.
- Olumsuz düşünceli kişilerle birlikte olmak.
- Değersizlik, sevgi yoksunluğu gibi duygular.
- Beklenti ile yaşamak.
Bedendeki enerji akışında düzenin herhangi bir sebepten dolayı kaybolması, tamamen veya kısmen durması sonucu anatomik sistemlerde, bunlara bağlı organ veya organlar da oluşan deformasyon ve tahribat neticesinde, bir veya birden fazla organın, işlevini tam olarak sürdüremez olması durumudur.
Ayrıca fiziksel bir durum nedeniyle oluşan işlev kaybı.
Vücudumuzu çevreleyen elektromanyetik alana “aura” denir. Aura bizim bedenimizi kaplayan bir enerji, ışık kütlesidir. Aura enerji alanı temel olarak beden, zihin ve ruh arasında bağlantıyı sağlar.
Evrensel enerjiyi vücudumuza alarak yaşamımızı idame ettirmemizi sağlayan çakralar aura katmanında bulunurlar.
Aynı zamanda vücudun çevresini sarmış bir kalkan görevi yapar. Aura bedenimizin atmosferidir.
İnsanın enerji alanın, en ilkel bilinçten en gelişmiş bilinç seviyelerine kadar değişiklik gösteren bir yapısı vardır. Bazen de, çok “karanlık” tiplerle karşılaşmışsınızdır. Bu insanlar hiçbir ışık yaymaz gibidirler, ve bilinç seviyeleri bize çok ilkel görünür.
Diğer taraftan, başka insanların etrafa ışık saçtığı görülür. Onları, çevrelerini daha iyi duruma getirmek ve sevgi yaymaktan başka bir amaç taşımayan insancıl görevlerde çalışırken görürüz. Bu çok üst seviyede gelişmiş bilinç, çok hızlı titreşimlere ve yüksek enerji seviyesine işaret eder.
Kişi solunum ve meditasyon tekniklerini kullanarak, bilinç seviyesini, dolayısıyla aura’sının yoğunluğunu arttırabilir.

- Eterik Beden – 2.Duygusal Beden – 3.Zihinsel Beden – 4. Ruhsal Beden
1-Eterik beden: Şekil olarak fiziksel bedene benzer. Çakralar bu alanda bulunur ve auranın üst katmalarından gelen enerjileri bedene alma işlevi yaparlar. Temel işlevi fiziksel bedenin sağlıklı kalmasını sağlamaktır.
2-Duygusal beden: Eterik bedenin üstünde bulunan ve sıvımsı yapıya sahip olan bir katmandır. Gökkuşağının tüm renklerini barındıran duygusal bedenin o anki rengi kişinin duygusal durumuna göre değişir.
3-Zihinsel beden :Duygu bedeninin bitiminde başlar ve ruhsal bedene kadar ulaşır. Genelde rengi sarıdır.
Zihinsel bedenimiz,hem eterik bedene, hem fiziksel bedene nüfuz eder. Zihinsel bedenimiz düşünce merkezidir ve eterik bedenle birlikte, çoğunlukla bireysel-ruh denen şeyi oluşturur. Şifada, biz zihinsel bedene büyük önem veririz, çünkü hastalıkların birçoğu oradan kaynaklanır.
4-Ruhsal beden:Ruhsal beden en yüksek titreşimli bedendir. Ruhsal beden, aslında zihinsel, eterik ya da fiziksel beden gibi ayrı bir beden değildir.
Ruhsal beden, Kalp çakrasının aktive olması ile hayat bulur.
Bedenimizde omurilik hizasında bulunan enerji merkezlerine “çakra” adı verilir, vücudumuzda 7 adet ana çakra bulunur. Çakranın Türkçedeki kelime anlamı “tekerlek” ya da “dönüş” olarak bilinir. Doğu tıbbında yaygın kabul gören ve bilindiği üzere, etten kemikten olan maddi bedenimizden başka bir de enerji bedenimiz var.
Kanın bedenimizde dolaştığı gibi, enerjide tüm bedenimizde dolanmaktadır. Enerji düzgün akmadığında fiziksel ve ruhsal hastalıklar ortaya çıkarabiliyor ve tedavi de akışın tekrar sağlanması ile gerçekleşiyor.
1-Kök çakra : Kök çakra, omurganın tabanında, anüs ve cinsel organlar arasında bulunduğuna inanılan ilk ve birincil enerji kaynağı olarak tanımlanıyor. Kırmızı renk ve toprak elementi ile eşleştirilen bu çakranın, dünyaya bağlanma biçimini etkilediği düşünülüyor.
Kök çakranın hayatta kalma, hırs, bağımlılık ve istikrar duygularını kontrol ettiğine inanılıyor. Bu nedenle, dengesinin bozulması halinde insanın kararsız, temelsiz, hırssız, amaçsız, korkulu, güvensiz ve sinirli hissetmeye başlaması söz konusu olabiliyor. Kök çakra dengelendiğinde ise bu olumsuz duyguların yerini olumlu duygular alıyor. Böylece kişi kendisini kararlı, kendisinden emin, dengeli, enerjik, bağımsız ve güçlü hissedebiliyor.
2-Sakral çakra : Alt karın bölgesinde, göbek deliğinin yaklaşık dört parmak altında bulunuyor ve turuncu renk ile sembolize ediliyor. Sakral çakranın cinsel enerjiden, yaratıcılıktan, sezgisellikten, öz değerden, empatiden ve şefkatten sorumlu olduğuna inanılıyor. Dengesiz olması durumunda duygusal patlamalara, manipülatif hislere, yaratıcılık eksikliğine ve saplantılı cinsel düşüncelere neden olduğu düşünülüyor. Sakral çakra dengelendiğinde ise kişi kendisini daha canlı, mutlu, pozitif, tatmin edici, şefkatli ve sezgisel hissedebiliyor.
3- Solar pleksus çakra : Sarı renk ve ateş elementi ile karakterize edilmekte olup göğüs kafesiyle göbek arasında kalan mide bölgesinde bulunuyor. Sanskritçe adı olan Manipura, mücevherler şehri anlamına geliyor. Nitekim bu çakranın, yedi çakra arasındaki en parlak çakra olduğuna inanılıyor. Benlik saygısı, güven, ego, öfke ve saldırganlık gibi duygular ile karakterize edilen solar pleksus çakranın, hayatın kontrolünün kişinin kendisinde olduğunu hissetmesine yardımcı olduğu düşünülüyor.
Solar pleksus çakra dengesizliğinin, kendisini sindirim ve karaciğer sorunları ya da diyabet yoluyla fiziksel düzeyde gösterebildiği düşünülüyor. Duygusal düzeyde ise depresyon ve düşük benlik saygısı gibi olumsuzlukları ortaya çıkaracağına inanılıyor. Bu çakrayı dengeleyerek kişinin daha enerjik, kendisinden emin, üretken ve odaklanmış hissetmesinin mümkün olabileceği düşünülüyor.
4- Kalp Çakrası : Yeşil renk ve hava elementi ile özdeşleştiriliyor. Bu çakra adından da anlaşılacağı üzere kalp bölgesinde bulunuyor. Vücutta denge merkezi olarak görülen kalp çakrası, kişinin kendisine ve başkalarına karşı duyduğu şefkat, güven, tutku ve sevgi duyguları ile bağlantılı kabul ediliyor. Kalp çakrasının dengesiz olması halinde öfke, güven eksikliği, endişe, kıskançlık, korku ve karamsarlık gibi olumsuz duygulara yol açacağına inanılıyor. Bu enerji merkezini uyumlu hale getirmenin kişiyi daha şefkatli, ilgili, iyimser, arkadaş canlısı ve yüksek motivasyonlu kılacağı düşünülüyor.
5- Boğaz çakrası : Boğazın alt kısmında (tiroid bezine denk gelen bölgede) bulunmakta olup mavi renk ve boşluk elementi ile eşleştiriliyor. Bu çakra kendini ifade etme, güven, ilham, inanç ve iyi iletişim kurma gibi yeteneklerle ilişkilendiriliyor. Boğaz çakrasındaki bir tıkanıklık çekingenlik, sessizlik, zayıflık hissi veya düşünceleri ifade edememe olarak deneyimlenebiliyor. Dengeli bir boğaz çakrasının ise hormonların akışını düzenlediğine ve içsel düşüncelerin olumlu bir şekilde konuşulmasına yardımcı olduğuna inanılıyor.
6- Alın çakrası : Üçüncü göz çakrası olarak da biliniyor. Kaşların arasında bulunan bu çakra, çivit rengi ile temsil ediliyor ve herhangi bir element ile özdeşleştirilmiyor. Genellikle asanalar (yoga duruşları) esnasında odak noktası olarak kullanılan üçüncü göz çakrasının aklı, sezgileri, bilgeliği ve ruhsal gücü kontrol ettiğine inanılıyor. Dengesizliğinin ise migren ve bulanık görme gibi fiziksel sorunların beraberinde, başarıdan korkma ve egoistlik gibi ruhsal olumsuzluklara da sebep olabileceği düşünülüyor.
İnanışa göre alın çakrası aktif ve dengeli olduğunda insan hem ruhsal hem de duygusal olarak daha canlı ve kendisinden emin hissediyor. Bu sayede ayrıca, ölüm korkusunun da geride bırakılabileceği düşünülüyor. Bu da kişinin kendi kendisinin efendisi olarak, maddi şeylere karşı geliştirdiği her türlü bağımlılıktan kurtulmasını sağlıyor.
7- Taç çakra : Omurga hizasındaki yedinci ve son ana enerji merkezini oluşturuyor. Başın tepesinde bulunan bu enerji merkezi, menekşe rengi ya da beyaz renk ile özdeşleştiriliyor. Taç çakranın da alın çakrası gibi kendisi ile karakterize edilmiş bir elementi bulunmuyor.
“Bin yapraklı nilüfer” çakrası olarak da bilinen taç çakra, ana çakraların manevi gücü en yüksek olanı kabul ediliyor. Bu çakra, kişinin kendi benliği de dâhil olmak üzere diğer insanlar ve evren ile olan ruhsal bağını temsil ediyor. Dengesizliğinin sürekli bir hayal kırıklığını, dış dünyadan kopukluğu, melankolik ve yıkıcı duyguları tetiklediği düşünülüyor. Taç çakrayı açmanın ise bilgeliğin kişinin benliğine akmasına ve evreni anlamlandırmasına yardımcı olacağına inanılıyor.
Bioenerjist bedenin 20-30 cm uzağından el değmeden ; avuç içlerinden kişinin vücuduna kozmik enerjiyi pompalar ve enerji içeri girer dağılır . Böylece vücut tabii ve sağlıklı sistemini yeniden kurmaya başlar.
İnsan bedeni tüm organ ve sistemleriyle ve enerjisiyle bir bütünlük içindedir.Bir bölgeyi ele alarak kalan kısmı yok saymak doğru değildir. Fizyolojik ve ruhsal tüm sistem karmaşık bir şekilde iç içe geçmiştir. Bu yüzden rahatsızlıkları tamamen fiziksel ya da tamamen psikolojik diye ayırmak bioenerjide doğru değildir. Bu yüzden bölgesel şifalandırma yapılmaz. Daime tüm bedene uygulanır.
